AKP ile ‘adalet’ ve ‘kalkınma’nın akıbeti ne oldu?

Fatih Üniversitesi’nden Osman Nuri Aras’ın yazısı:

Biz iktidara gelmeden önce…” ve “iktidarımız döneminde…” diye başlayan cümlelerle ülke yönetimi, önceki dönemlerle mukayese ederek, kendi döneminde çeşitli alanlarda yaşanan iyileşmeleri gururla ifade etmektedir.

Acaba ekonomi özelinde ülke yönetiminin performansı ele alındığında gerçekte de durum öyle midir? Gerçekten de gurur duyulduğu gibi herkes her geçen yıl gelirden daha bir adaletle pay alabiliyor mu? Gerçekten de herkesin her geçen yıl daha müreffeh bir hayat yaşayacağı şekilde ülkemiz kalkınıyor mu? Kısaca ekonomide ulaşılması gereken nihai amaçlar olan adalet ve kalkınma adına ülke yönetiminin performansı, önceki dönemlerle mukayese edildiğinde takdiri hak eden bir farka sahip mi?

İktisat politikalarının temel amaçları arasında ‘kişi başına gelir artışı’ yer aldığı gibi ‘gelir dağılımında adalet’ de yer almaktadır. Zira kişi başına gelir artışı demek, gelir dağılımında adaletin sağlanması demek değildir. Sosyo-ekonomik açıdan arzu edilen ise her iki amaca birlikte ulaşabilmektir. Yani hem pasta büyümeli hem de büyüyen pastanın paylaşımı daha adil olmalıdır.

Ülkemizde kişi başına gelirin dolar bazında yaklaşık üç kat arttığı 2002 sonrası dönemde, gelirin her geçen yıl daha bir adaletle dağıtılıp dağıtılmadığına, gelir düzeyi açısından nüfusun % 20’lik dilimleri arasında dağılım ve bu dağılımdan yola çıkarak hesaplanan Gini katsayısında zamanla meydana gelen değişim analiz edilerek cevap verilebilir. Gini katsayısı 0 ile 1 arasında değişmektedir. Gelirin adaletli dağılımı durumunda katsayı 0’a yaklaşırken, adaletsiz paylaşımda ise katsayı 1’e yaklaşmaktadır.

Türkiye’de en düşük gelir düzeyine sahip % 20’lik hanehalkı grubunun ülke gelirinden aldığı payın zaman içindeki değişimi analiz edildiğinde; söz konusu paydaki 2002’den 2012’ye artışın, 1994’ten 2002’ye kadarki artıştan yüksek olduğu görülmektedir. Ancak bu dönemdeki asıl artış 2007’ye kadar devam ederken, 2007’den sonra adeta yerinde saymıştır.

Düşük gelire sahip ikinci % 20’lik grubun ve “orta direk” diye tanımlanan orta gelire sahip üçüncü % 20’lik grubun gelirden aldıkları paylarda ise 2002’den 2012’ye kadarki artışın, 1994’ten 2002’ye kadarki artıştan daha düşük olduğu görülmektedir. Öte yandan yine bu iki grubun gelirinde de 2007 sonrası ciddi bir değişiklik olmamıştır.

Bir başka ilginç tespit ise en yüksek gelire sahip % 20’lik grubun gelirden aldığı paydaki azalma oranı ile ilgilidir: En yüksek gelire sahip % 20’lik grubun gelirden aldığı payda yaşanan 2002’den 2012’ye kadarki azalma, 1994’ten 2002’ye kadarki azalmanın gerisinde kalmıştır. Yine bu grubun payının da 2007 yılı sonrasında azalmayarak hemen hemen aynı kaldığı gözlenmektedir.

Gini katsayısı üzerinden gelir dağılımında adaletin sağlanmasına ilişkin iyileşme, 2002 öncesi ve sonrası olarak mukayese edildiğinde gözüken şudur: Gini katsayısında 1994’ten 2002’ye yaşanan iyileşme düzeyi, 2002’den 2012’ye yaşanan iyileşme düzeyinden daha yüksektir. 2002 sonrası Gini katsayısında iyileşme de yine 2007 sonrasında neredeyse durmuştur.

Ayrıca en düşük gelire sahip % 20’lik hanehalkı ile en yüksek gelire sahip % 20’lik hanehalkının gelirleri arasındaki farka bakıldığında; yoksul ile zengin arası uçurumda 2002’den 2012’ye yaşanan iyileşme düzeyi, 1994’ten 2002’ye kadarki iyileşme düzeyine hemen hemen eşittir. Yine yoksul ve zengin arası uçurumdaki azalma da 2007 sonrasında durmuştur. Küresel krizin ise gelir dağılımında zenginler lehine bir sonuç doğurduğu görülmektedir.

Dolayısıyla, ister ülke gelirinin nüfusun % 20’lik dilimleri arası dağılımındaki iyileşme düzeyi, ister Gini katsayısındaki iyileşme düzeyi, isterse de zengin ve yoksul arasındaki farkta yaşanan iyileşme düzeyi dikkate alınsın, varılan sonuç şudur: Gelir dağılımında adaleti sağlama bakımından 2002 sonrası performans, 1994’ten 2002’ye kadarki dönemin performansından kesinlikle daha iyi değil, hatta kötüdür. Öte yandan ülkede 2007 sonrası, kişi başına gelirde 10-11 bin dolar arası “orta gelir tuzağı”na düşüşe benzer bir sürecin gelir dağılımında iyileşme sürecinde de yaşanması ise gelecek adına endişe vericidir.

Kalkınmada performans

Ekonomik ve sosyal politikalarla bir ülkede ulaşılmak istenen ortak ve nihai hedefin ‘kalkınma’ olduğu söylenebilir. Kalkınma ile amaçlanan ise insanların daha sağlıklı, daha uzun ve daha müreffeh bir hayata sahip olmaları yani yaşam kalitelerinin yükseltilmesidir. Yaşam kalitesinin ölçütü olarak kullanılan endekslerin başında ise Birleşmiş Milletler (BM) tarafından hazırlanan İnsani Gelişme Endeksi (İGE) yer almaktadır. İGE, gelir dağılımının yanı sıra kadın erkek eşitliği, eğitim, sağlık, sosyal bütünleşme, mal ve hizmetlerin uluslararası ticarete konu olması, uluslararası sermaye ve göçmen akımları, çevre, teknoloji, inovasyon ve kaynakların kullanımı gibi on dört farklı istatistikî bilgiye istinaden hazırlanmaktadır.

2013 yılı İGE’ye göre Türkiye’nin insani gelişme düzeyinde ortalama yıllık artış 1980-1990 döneminde % 1,50 ve 1990-2000 döneminde % 1,27 olmasına karşın, 2000-2013 döneminde % 1,16’da kalmıştır. Yani insani gelişme açısından Türkiye’nin 2000-2013 döneminde gösterdiği performans, ülke yönetimi tarafından oluşturulan algının aksine, 1980-2000 döneminin gerisinde kalmıştır.

İGE’de 187 ülke yer almaktadır. Bu ülkeler, insani gelişme düzeyi açısından 47 ülke çok yüksek, 47 ülke yüksek, 47 ülke orta ve 46 ülke düşük olmak üzere dört gruba ayrılmaktadır. BM’nin 2014 yılı İnsani Gelişme Raporu’na göre, 2013 yılında genel sıralamada 69. sırada yer alan Türkiye, ikinci grup olan yüksek gelişme düzeyine sahip ülkeler arasında yer almaktadır. Yüksek gelişme düzeyine sahip olan ülkelerin insani gelişme düzeylerinde ortalama artış oranı ile Türkiye’nin insani gelişme düzeyindeki artış oranı mukayese edildiğinde; 1980’den günümüze Türkiye’deki iyileşme düzeyinin genel olarak söz konusu ülke grubunun ortalamasından yüksek olduğu görülmektedir. Ancak hem 1980-1990 hem de 1990-2000 döneminde Türkiye lehine olan fark % 0,46 iken, bu fark 2000-2013 döneminde sadece % 0,12 olmuştur. Yani 2000-2013 döneminde Türkiye’nin insani gelişme düzeyi açısından gösterdiği performansın, içinde bulunduğu ülkeler grubunun ortalama performansına göre pozitif farkı, 1980-2000 döneminin gerisinde kalmıştır.

Yukarıdaki değerlendirmelerden çıkarılacak sonuçlar şunlardır: Hem gelir dağılımında adalet hem de kalkınma açısından 2002 sonrası performans, 1994-2002 dönemi performansından düşüktür. Küresel ekonomik trende bağlı olarak, ekonomik büyüme ve kişi başına gelirde yaşanan sürece benzer şekilde, 2002 sonrası gelir dağılımında adalet ve kalkınmada yaşanan iyileşme süreci 2007 sonrasında adeta donakalmıştır. Dolayısıyla adalet ve kalkınmada daha iyi performans gösterildiği kanaati oluşturulacak şekilde “biz iktidara gelmeden önce…” ve “biz iktidara geldikten sonra…” ifadelerinin yer aldığı nutuklar gerçeği yansıtmamaktadır.

Ekonomik büyümenin olduğu, dolayısıyla kişi başına gelirin arttığı dönemlerde adalet ve kalkınma adına da iyileşmenin yaşandığı; ekonomik durgunluk dönemlerinde ise adalet ve kalkınma sürecinde de iyileşmenin durduğu gözlenmektedir. Dolayısıyla, adalet ve kalkınma adına iyileşme sürecinin tekrar başlaması için, “biz olmazsak…” yaklaşımıyla ekonomik açıdan içi boş tehditlerin savrulduğu algı operasyonlarının ülkemize hiçbir hayrı olmadığının yeni hükümet tarafından fark edilip ivedilikle terk edilerek; ülkede sürdürülebilir büyümeyi sağlayacak ekonomik politikalara dönülmesi gerekmektedir.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *