'Ajan gazeteci'ler, medyada huliganlaşma, huzursuzlanan Faust'lar

Son zamanlarda bazı okurlarımdan haklı sitemler duyuyorum.

‘Siyasileri eleştiriyorsunuz, tabii ki en doğal hakkınız. Bazıları o şucudur bu bucu demeden, bunu hakkaniyetle, gözünün yaşına bakmadan yapıyor, ama medyada köşe sahibi yazarların kirliliği siyasilerinkinden farklı mı’ diyorlar, mealen.

AKP hükümeti 2005’te AB müzakere sürecini resmileştirdikten hemen sonra, Sabah’taki ‘Ombudsman’ köşesinde ‘Öncelik medyanın iç temizliğidir, bağımsız ve arınmış bir medya oluşmadan demokratikleşme asla mümkün değildir’ tezini en az üç kez işlemiştim.

Oluşmadı, daha beter hale geldi.

Erdoğan ve yakın çevresinin de katkılarıyla toplum ve medyadaki kutuplaşmanın denklemi ‘tavuk-yumurta’ formülüne uyduruldu.

Mesele kalıcı.

Peşimizi bırakmayacak.

Ali Bulaç’ın başlattığı ‘devlete çalışan İslamcı ajanlar’ tartışması, bu açıdan çok önemli.
Altan Tan da tartışmaya damardan girdi:

“44 yıllık tecrübemin sonucunda şunu diyebilirim: İslami, sosyalist, Kürt, Türk milliyetçisi… Tanıdığım tüm yapıların içinde, devletin olmadığı bir yapı görmedim.
Keşke Hakan Fidan bu Ramazan ayında bir iyilik yapsa da devlete çalışan, MİT’e çalışan İslamcılar’ın ve Kürtçüler’in listesini yayınlasa. Tahmin ettiğimizden çok daha fazla insan olduğunu düşünüyorum. Bunların önemli bir kısmı da anlı şanlı ‘ağabey’ pozisyonundaki insanlardır.”

”Kürt siyasetinde de devlete çalışanların oranı yarıdan aşağı değildir. Sosyalistlerden bahsetmeye gerek duymuyorum, çünkü onlar belli zaten, yarıdan fazlasının devlete çalıştığı ortaya çıktı.”

Devlet-medya ilişkisi, son 30 yıldır, içine iş âlemini de alarak, kilit meslek alanı olan habercilik/yorumculuğu sağlam bir muhasara altında tutuyor. 2002-2007 arası bu alanda umut verici bir açılma olmuştu, ama devreye yeni ‘dikey iktidar’ hamlelerinin girmesiyle, başka deyişle ‘muhaberat devleti’nin sahip değiştirmesiyle fabrika ayarlarına geri dönüldü.

Ayarlara eski sürüm üzerine format atıldı. Kutuplaşma adına devlet-hükümet bağımlısı, sadakat karşılığı ruhunu kiraya vermiş bir güruh, tasmaları açılarak serbest bırakıldı.

Medya huliganlara iyice teslim edildi.

1990’ların sonuna kadar bu davranış kalıbı militaristler üzerinden egemendi, şimdi onlar geri çekildikleri bir cephede, ötekilerle bazı konularda uyum halinde, sağlıklı ve geniş yelpazeli bir toplumsal tartışmaya alan bırakmadan, ağız dalaşı, tehdit ve kavgayı faydalı bir işmiş gibi topluma yutturmaya çalışıyorlar.

Bir kısmı milletvekili bile oldu, Yeni Şafak veya Cumhuriyet, hiç önemli değil, ahlaken yasak olduğu halde hâlâ köşe yazıyorlar, Genel Kurul’a hasretmeleri gereken zamanı şöhret ve para uğruna heba ederek.

Medyada fanatizmi ve partizanlığı norm haline getiren bu güruhu toplayın, çoğunun ne İngilizce ne Arapça ne Rusça vs. hiçbir yabancı dil bilmediğini, dünyayı izlemediğini ve umursamadığını, bilirmiş gibi dünya yorumlarını halka yutturduğunu göreceksiniz.

Kim halkın değil devletin hizmetinde bilmiyorum.

Ama devletten maaşlı olsun olmasın, medyada ‘bağımsız’ kanaat önderinin bir-iki avuç olduğunu anladık artık.

Geri kalanı kurum ve inançlarla öyle bir organik bağ kurdu, iktidarla öylesine ucuz sözleşmelere daldı ki, vicdanları kurudu.

En acı gerçekleri görmezden geldiler, geciktiler, faydacılık uğruna değerleri harcadılar, yalancılığa sarıldılar, gevelediler.

7 Haziran sonrasında hükümet yanlısı medyadaki iç dalaşmayıgemiyi terk etme çabalarını da bu faydacılık üzerinden anlayın.

Erdoğan’ı, iktidara yapılarını, muhalefeti eleştiriyoruz, ama bilin ki bu da bizim medya trajedimizin bir parçası.

Halka pusula olacak vicdan kalmadıysa, ışıkları söndürebiliriz.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *