‘Ağır çekim darbe süreci hızlandırıldı’

Yavuz Baydar, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu arasındaki krizin ardından yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.

Baydar, “Aslında bu gelişmeleri ilk benim kullandığım ifade ile ‘ağır çekim bir darbe süreci’ hızlandırıldı olarak yorumlayabiliriz” dedi.

“Davutoğlu ile ilgili kriz aslına bakılırsa sözkonusu sistem krizinde sadece dramatik yeni bir evredir” diyen Baydar, her geçen gün Türkiye’deki sistem krizinin daha da derinleştiğine dikkat çekti.

Adem Kılıç‘ın sorularını yanıtlayan Yavuz Baydar’ın, Onyediyirmibes.com’da yer alan söyleşisi şöyle:

– Öncelikle son günlerde gündeme oturan Ahmet Davutoğlu’nun görevden ayrılma / alınma süreci hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? 

Her geçen gün Türkiye’deki sistem krizi daha da derinleşiyor. Son olarak da Davutoğlu sorunu bir alt kriz olarak bu sürece eklendi Davutoğlu ile ilgili kriz aslına bakılırsa sözkonusu sistem krizinde sadece dramatik yeni bir evredir. Erdoğan siyaset tarihine geçecek bir başarı sergiliyor. Tabi başarı derken bu kendi adına bir başarı. Davutoğlu kararı AKP üzerindeki etkisini 1 milim dahi kaydırmamak için aldığı bir karardır. Yani bir refleks değildir. Biraz hızlandırılmış bir durum söz konusudur. Öne çekilmis bir takvim var gibi görünüyor. Türkiye’de anayasanın hiçe sayılması yani sistem krizi artan basınçla birlikte sürdürülmez bir hal alıyor. Elbet bunun bir finali olacak.

 – ‘Öne çekilmiş bir takvim’ dediniz. Daha önceden planlanmış bir süreç olduğunu mu düşünüyorsunuz?  

Aslında yaşanan bu ‘oyun’un adı, Latin Amerika ülkelerinde, özellikle Peru’da 20 yıl kadar önce Alberto Fujimori’nin öncülüğünde gerçekleştiği şekliyle, ‘autogolpe’ olarak anılıyor.  Bir kişi, siyasal geleceğini korumak ve cezai muafiyet elde etmek için tek çare olarak gördüğü yöntemlere başvuruyor. Türkiye’de yaşananlar, çok kişi farkında olmasa da bu oyun doğrultusunda ilerliyor.  İktidarı; mutlak yetkilerle donatılmış ve her türlü cezai müeyyide dışında tutacak şekilde donatarak tek bir şahsa emanet etme projesi, adı konmamış bir ‘sivil darbe’ süreci olarak devam ediyor.

Cumhuriyet tarihinin iktidarı şahsı etrafında örme stratejisi bakımından en başarılı siyasetçisi olan Erdoğan, alaturka bir ‘autogolpe’ senaryosunu, önemli hiçbir engelle karşılaşmadan adım adım sahneliyor. Meclisi ve bürokrasiyi kontrol etmeye, medyayı ve yargının her aşamasını ise tamamen kontrol altına almaya calışıyor. Bürokrasi ve yargı hızla Saray’da odaklanan iktidara kayıyor ve giderek sadakat tercihi, diğer profesyonel kaygılara göre daha ağır basıyor.. Ne kadar sivil-askeri bürokrasi unsuru varsa, Erdoğan ve çevresinin son derece başarılı ‘algı operasyonu ve algı kontrolü’ üzerinden, öbür yandan da maaşlara zam vb tedbirlerle, ‘autogolpe’nin gönüllü parçaları haline getiriliyor ve getirilecek…

 – Yaşanan bu gelişmeler ve bahsettiğiniz ‘oyun’un içerisinde muhalefetin rolünü nasıl görüyorsunuz?

Bu süreçte iki parti kilittir. Bu yüzden Mhp’nin araçsallaştırılması, HDP’nin ise kriminalize edilmesi planı uygulanıyor. CHP’nin kımıldamasızlığı ise zaten iktidara hizmet eder yönde.  Referanduma giden yolda kapının kilidinin açılması için bu yönde bir plan uygulanıyor. Çünkü malumunuz üzere TBMM bu süreç için yeterli değil. Eğer bir erken secim olacaksa HDP’nin topluca kriminalize edilmesi gerekiyor.  Eğer MHP tam anlamıyla araçsallaşdırılırsa ya da en azından parçalanması ve tabanının bir kısmının AKP’ye akması sağlanırsa o zaman referandum da da işine yarayabilir.  Yargıtay’ın MHP hakkında vereceği karar bu açıdan çok önemli.  Fakat her halukarda MHP’nin yedeğe alınacağı bir durum ortaya çıkacak. Aslında bu gelişmeleri ilk benim kullandığım ifade ile ‘ağır çekim bir darbe süreci’ hızlandırıldı olarak yorumlayabiliriz.

– Ahmet Davutoğlu’nun AB süreci ile ilgili etkin bir rolde olduğu aşikardı. Peki bu noktadan sonra AB ile ilgili ilişkilerin nasıl etkileneceğini düşünüyorsunuz? 

Bugüne kadar yaşananlara göre, Erdoğan’ın siyaset stratejisi bilek güreşi seklinde tanımlanabilir. Erdoğan, neredeyse müzakere ortamı hiç açmıyor. Tabir yerindeyse ‘ya galibiyet ya mağlubiyet’  Sürece pragmatik olarak bakacak olursak AB, Davutoğlu’ndan sonraki durumu izleyecek ve akışına bırakacak.

Eğer mülteci akımı azalarak devam ederse AB kanadından bir baskı beklemiyorum.. Merkel ya da diğer AB ülkesi liderleri muhatap olarak kimi alacakalarını bilemez haldeydiler. Şimdi bir kişi kareden çıktı. Ve gücünü yeniden ortaya sürmüş ben buradayım diyen bir lider var. Erdoğan’ın siyaset stratejisini de göz önünde bulunduracak olursak, AB ile ilişkiler giderek daha fazla gel gitlere dönüşecek gibi görünüyor.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *