Abidin Ünal: ‘O üs komutanı Divan-ı Harp’liktir’

İfadeler dizisi devam ediyor. Sırada Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal var.

abidin-unal-2

Ünal’ın mağdur sıfatıyla verdiği beş sayfalık ifadeye Hürriyet’ten Mesut Hasan Benli ulaşmış.

Akıncı Üssü’ne getirildiğinde, 16 savaş uçağını hazır halde gördüğünü aktaran Ünal, darbeci askerlerin kontrolüne geçen Hava Kuvvetleri Harekat Merkezi’nin emirlerinin dinlenilmemesi için talimat verdiğini belirtti.

Ünal ifadesine şu sözlerle başladı:

“Muharip Hava Komutanı Korgeneral Mehmet Şanver’in kızıyla emekli Hava Tuğgeneral’in oğlu İstanbul Deniz Kulübündeki yapılan düğüne davetli olarak gittim. Saat 19:30 sıralarında düğün salonunda bulunuyordum. Bu saatte kadar da herhangi bir olumsuzluk ya da olağanüstü bir durum hissetmedim. Tahminime göre saat 21:30 sıralarında eşim beni telefonla aradı ve Genelkurmay’da görevli Hava Korgeneral Fikret Erbilgin’in gözaltına alındığını anlattı. Durumun ne olduğunu merak ettiğini söyledi.”

Bunun üzerine Ankara’da vekil olarak bıraktığı Tümgeneral Cevat Yazgılı’yı aradığını ve konuşma esnasında jet seslerinin geldiğini duyduğunu anlatan Ünal, ne olduğunu sorması üzerine Yazgılı’nın kendisine “Ben de bilmiyorum ancak şu anda Ankara’nın üzerinde jetler geziyor” dediğini aktardı.

Yazgılı’ya Hava Kuvvetleri Harekat merkezine giderek duruma hemen el koymasını emrettiğini söylediğini belirten Ünal, kendisinin de Akıncı 4. Üs Komutanlığı’nın komutanı olan Tuğgeneral Hakan Evrim’i telefonla aradığını kaydetti.

Ünal şöyle devam etti:

“Uçakların kendisi tarafından uçurup uçurulmadığını sordum. Hakan Evrim bana ‘Görevi ben verdim, mecburdum’ dedi. Ben de kendisine ‘Böyle bir mecburiyet yok, havaya uçak kalkmayacağına dair emir size verildi’ dedim. Bana ‘Durum bildiğiniz gibi değil, benim de canım tehlikede, sizin de canınız tehlikede’ dedi. Bu konuşmadan önce darbecilerin kendisini de tehdit ettiğini düşündüm ancak daha sonra bu işin içerisinde onun da olduğunu anladım.‘Yanımdakiler konuşmamızın sonlandırılmasını istiyorlar’ dedi ve telefonu kapattı. Bir iki kez daha telefonla kendisini aramama rağmen ve telefonunun çalmasına rağmen açmadı.”

Bunun üzerine Akıncı’da torunlarının yanında olduğunu bildiği Akın Öztürk’ü aramayı planladığını söyleyen Ünal, Öztürk’ün damadı Hakan Karakuş’un Akıncı’daki 141. Filo’nun komutanı olduğunu da bildiğini belirtti.

Orgeneral şöyle devam etti:

“Akın Öztürk’ün telefonuna uzun süre ulaşamadım, daha sonra Korgeneral Mehmet Şanver’den Akın Öztürk’e ulaşmasını söyledim, Mehmet Şanver, Akın Öztürk’e telefonla ulaşınca telefonu bana verdi. Öztürk’e ‘Ankara’da uçak uçuruyorlar, ne oluyor oralarda, senin emirlerin hilafına darbe mi yapıyorlar’ diye sordum, kendisi bana ‘Ben sadece gece uçuşu olduğunu zannediyorum, bir araştırayım’ dedi, ben de kendisine ‘Gece uçuşu değil Ankara’da alçak uçuşlar olduğunu’ söyledim. Bundan sonra Akın Öztürk bana hiçbir şekilde dönüş yapmadı. Yapmaya teşebbüs etmişse de, telefon bende olmadığından bilemiyorum. Bunun üzerine düğünde bulunan üs komutanlarını çağırıp topladım. ‘Herkes kendi üssünü arasın, hiçbir şekilde uçuş olmadığını ve olmaması gerektiğini teyit edin’ diye emir verdim.”

Komutanlara “Herhangi bir üsten uçuş olursa o üs komutanı Divan-ı Harplik’tir, bunu bilin” dediğini, bu sözleri üzerine düğündeki komutanların üslerini arayarak emrini ilettiklerini ve faaliyet olup olmadığını teyit ettiklerini aktaran Ünal, Diyarbakır 8.Ana Jet Üs Komutanı Hava Pilot Tuğgeneral Deniz Kartepe’nin, üssünde altı adet F-16’nın kalkışa hazır şekilde beklediğini söylediğini kaydetti.

Ünal şöyle devam etti:

“Derhal kalkışın engellenmesi emrini verdim. Kendisi, sürekli Diyarbakır Üs Harekat Komutanı soyismi Akgülay olan Kurmay Albayı sürekli telefonla aradı ve uçuşun durdurulması emrini verdi. Ancak bir müddet sonra uçakların emri dinlemeyerek kalktığını söyledi. Kuleden kalkmış olan, uçakların inmelerini emrettik, ancak Diyarbakır kulesi havada bulunan uçaklardaki pilotların bu emre karşı cevap vermediklerini ilettiler. Bunun dışında düğünde bulunmayan İncirlik 10. Üsten iki adet havada yakıt ihmal tanker uçağının kaldırıldığını öğrendim. Üs Komutanı Tuğgeneral Bekir Ercanvan’a telefonla ulaşmaya çalıştım ancak telefon çaldığı halde kendisi telefonu açmadı. Eskişehir’deki Hava Harekat Merkezi’nden Tuğgeneral Recep Ünal’a ulaştım ve tüm radarlar üzerinden çağrılar yaparak, tanker uçakların ve jet uçaklarının kendi üslerine dönmelerini emrettim.”

Tuğgeneral Recep Ünal’ın çağrılara cevap verilmediğini kendisine ilettiğini aktaran Hava Kuvvetleri Komutanı, devreye girmesi için Ankara’daki Hava Kuvvetleri Harekat Merkezi’ne telefon ettiğini ancak çağrılarına cevap alamadığını ifade etti.

Ünal ifadesine şöyle devam etti:

“Bunun üzerine Ankara da Kurmay Başkanı olarak görevli olan Tümgeneral Cevat Yazgılı’yı tekrar arayarak harekat merkezine gitmesine ve duruma el koymasını emrettim.”

Cevat Yazgılı bir müddet sonra beni arayarak tuğgeneral Aydemir Taşçı’nın Hava Kuvvetleri Karargahı’nın girişinde eli tabancalı olarak, benim emrim olduğunu söyleyerek Cevat Yazgılı’nın cep telefonunu almış.

Bu arada Hava Kuvvetleri Harekat Merkezi’ne girmeye çalıştığını ancak kapının içeriden kilitli olduğunu, kapıdaki nöbetçi uzmanın çavuşun da girişlerin yasak olduğunu söylediğini Cevat Yazgılı iletti. Ben de kendisine Hava Kuvvetleri’nden ayrı bir müfreze oluşturarak kapıyı zorlayarak açmasını emrettim, çünkü içeride Tuğgeneral Sami Özatak ile Tuğgeneral Kemal Mutlum ve Kurmay Albay Devrim Orhan’ın bulunduğu Cevat Yazgılı bana söyledi.

Bu ekibin birliklere emirler yağdırarak darbeyi destekleyici emirler verdiğini tespit ettik. Bu nedenle Harekat Merkezi’nin en kısa sürede ele geçirilmesi gerekiyordu. Tekrar ekiple kapıya geldiğinde kapıdaki uzman çavuşun havaya ateş ederek kendilerine engel olmaya çalıştığım söyledi.

Bu esnada benim genel sekreterim Kurmay Albay Veysel Kayak ile özel sekreterim Gökhan’ın Cevat Yazgılı’yı derdest etmek üzere üzerine çullandıklarını ve eline kelepçe taktıklarını öğrendim. Bu bilgilerin hepsini bana Cevat Yazgılı aktardı.

Kurmay Albay Veysel Kavak’ı arayarak Cevat Yazgılı’nın emrine girmelerini emrettim, aynı zamanda Hava Kuvvetleri MEBS Başkanlığından Albay Ketencioğlu’nu arayarak gidip Cevat Yazgılı’nın emrine girmesini ve Hava Kuvvetleri Harekat merkezini işlevsiz hale getirmeleri gerektiğini emrettim. Yani elektriklerin, bilgisayar sistemlerin, telefonların kesilmesini emrettim. Bu emrimi yerine getirdiler, içeridekilerle hiçbir şekilde temas kuramadıklarını söylediler.

Bu esnada ben düğün salonunun olduğu yerden Eskişehir’de bulunan Hava Harekat Merkezi’ne telefonla bütün birliklere yayınlanmak üzere ‘Ankara’daki Hava Kuvvetleri Harekat Merkezi yasa dışı kişilerin elindedir, buradan verilen emir hiçbir şekilde yerine getirilmeyecektir, bütün emirler Eskişehir Hava Harekat Merkezi’nden benim adıma yayınlanacaktır, ben emir vermediğim sürece hiçbir uçak uçmayacaktır’ şeklinde emir verdim.

Bu mesaj bütün birliklere hemen yayınlandı, böylece Hava Kuvvetleri Harekat Merkezi yetkilerinin Eskişehir Hava Harekat Merkezi’nde olduğunu ilettim. Bu süre içerisinde Eskişehir Hava Harekat Merkezi’nde tuğgeneral Recep Ünal sorumluydu, Recep Ünal’ı takviye etmek için hemen düğün salonunda bulunan Korgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu’nu ve Korgeneral Nihat Kökmen’i en kısa sürede Eskişehir’e yola çıkmak üzere katılmalarını emrettim.

Bu arada izinde olan Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı Korgeneral Hasan Hüseyin Demiraslan beni telefonla arayarak bir emrimin olup olmayacağını sordu, ben de kendisine en uygun vasıtayla Eskişehir’e hızlı bir şekilde gitmesini emrettim. Yine aynı anda Erdek’de izinde bulunan Tümgeneral İdris Aksoy beni arayarak bir emrim olup olmadığım sordu, ona da aynı şekilde en uygun vasıta ile Eskişehir’e hızlı bir şekilde gitmesini emrettim. Bu personele birinci amaçlarının Akıncı’da devam eden jet trafiğinin durdurulması olduğunu hatırlattım.

Ben bu konuşmaları yaparken otel yönetimi bize toplantı masası olan toplantı odasına geçmemizi teklif etti, yolcu ettiklerim hariç düğünde bulunan 17 general, masanın etrafında durum değerlendirilmesi yapmaya başladık. Yaklaşık 23:30 sıralarında toplantı odasının kapısına eli silahlı ve tam kamuflajlı olarak Ankara’da bıraktığım korumalarımın kapıda belirdiğini gördüm. Bana ‘Güvenliğinizi sağlamaya geldik komutanım’ dediler, ben bunun ne anlama geldiğini anlamış olmakla beraber kendilerine ‘Size böyle bir emir vermedim, kimden emir alıyorsunuz’ sorusunu sordum, ‘Bilmiyoruz komutanım’ dediler, ben de kendilerine ‘Bizi rahat bırakın, uzak durun’ dedim.

Tümgeneral İsmail Güneykaya eşini görmek için dışarıya çıkmaya teşebbüs edince, ona engel olmak istediler, ısrar edince duvara cama doğru ateş ettiler, yere ateş etmediler, tekrar sakin olmaları emrini verdim, duruldular, ancak yeni heyetin gelmesini beklediklerini anladım.

Saat 24.00’e yaklaşırken yaklaşık 10 kişi civarında tam teçhizatlı bir grup bağırarak ve tavana ateş ederek antreye geldi, hepsinin ellerinde plastik kelepçeler vardı. Herkese sakin olmalarını tembihledim. Beni ilk gelen gruba teslim ettiler ve helikoptere gitmemizi istediler. Dönüp baktığımda diğer arkadaşlarımın kelepçelenmekte olduğunu ve hatta iki tümgeneralin yere yatılarak kelepçelendiğini gördüm.

Bana kelepçe takmadılar, helikoptere gittik, helikopter Sabiha Gökçen Havaalanına indi, bu helikoptere sadece beni bindirdiler ve orada hazır bir CN235 CASA uçağının beklediğini gördüm ve uçağa beni darbeciler bindirdi ve bundan direkt Ankara Akıncı Üssü’ne saat 02:00 sıralarında indik.

İninceye kadar helikopterden Eskişehir’deki arkadaşlarla temasa devam ettim, Eskişehir’den bana uçuşların halen devam etmekte olduğunu ve Ankara’ya hakiki mühimmat atıldığını ifade ettiler.

Uçaktan inince beni bir minibüse bindirdiler, minibüsü kullanan genç bir üsteğmendi, beni özellikle uçuş hattını dolaştırarak buradaki faaliyetleri görmemi sağladılar, yaklaşık 16 uçak uçuşa hazırlanmış, yandan bomba yüklü ve personel orada sürekli bir faaliyet halindeydi.

Beni bu uçuşların yapıldığı filo komutanlığının önüne getirdiler, bu filo 141. Filo olarak bilinir. Minibüsten indiğimde ortalıkta 30’a yakın pilot gördüm, çoğunluğu teğnen, üsteğmen rütbesindeydiler, ancak binbaşı ve üstsubay rütbesinde olanlar da vardı.

Hepsinin göğsünün üzerinde bulunan isimlikleri sökülmüştü. Beni Akıncı 4. Ana Jet Üssü Harekat Komutanı Kurmay Albay Ahmet Özçetin karşıladı. Bana ‘Hoşgeldiniz komutanım’ dedi, ben kendisine ‘Hoşbulmadık’ dedim.

Bana ‘Bozulmuş ayarları düzeltmeye çalışıyoruz’ dedi. Ben de ‘Senin ayarın bozulmuş’ dedim.

Tüm konuşma bundan ibaret oldu, beni önceden hazırlanmış olan içinde sadece bir tane sandalye bulunan odaya aldılar, cep telefonlarımı istediler, iki silahlı şahsı da kapıya diktiler.

Kendisine çıkarken ‘Size Allah akıl fikir versin, Allah sizi ıslah etsin, başka da bir şey demiyorum, seni de bir daha görmek istemiyorum’ dedim ve ayrıldım, kapıyı üzerime kilitlediler ve ertesi gün saat 15:30’a kadar bu odada kaldım. Yanıma sadece sabahleyin bir kahvaltı getirdiler, bu esnada ellerimi ve ayaklarımı kelepçelemediler, gözlerimi de kapatmadılar.

Saat 09:30 sıralarında meydan pistlerine bombalar atılmakta olduğunu duydum. Bu saatten sonra tutuklu bulunduğum binada sesler birdenbire kesildi, bu esnada üs karargahında bulunan tüm personelin toplantıya çağrıldığını sonradan öğrendim. Saat 12:00’ye kadar büyük bir sessizlik devam etti, saat 12.00 sıralarında Orgeneral Akın Öztürk odama uğradı, kendisine durumun ne olduğunu sordum, o da benim telefon etmemin ardından kendisinin 4. Ana Jet Üssü’nün komutanını aradığını, telefonu Tuğgeneral Hakan Evrim değil Tümgeneral Kubilay Selçuk’un açtığını söyledi.

Kubilay Selçuk İzmir’de bulunan 2.Ana Jet Üs Komutanıdır. Selçuk’a burada ne yaptığını sorduğunda Selçuk’un kendisine faaliyete devam ettiklerini, kendisinin de gelmesini beklediğini ifade ettiğini söyledi. Akın Öztürk karargaha gittiğini, orada bu işi yapan ekiple görüşerek bu işten vazgeçmelerini gerektiğini, başarılı olamayacaklarını, bu işin felaketle sonuçlanma ihtimalinin çok yüksek olduğunu söylediğini bana aktardı.

Ancak ikna olmadıklarını özellikle genç ekibin ısrarlı olduğunu, ancak meydanın bombalanmasından sonra artık durumu kaybettiklerini anladıklarını, tamamen kırıldıklarını ve bu işi sonlandırmak için, çözüm yolu aradıklarını ifade etti.

Saat 09:00’dan 12:00’ye kadar Akın Öztürk’ün damadı olan Hakan Karakuş’a durumu iletip iletmediği, bu konularda konuşup konuşmadığını bilemiyorum. Ayrıca darbe yapan askerlere yaptıklarının yanlış olduklarını Akın Öztürk’ün onlara söylemesi üzerine darbeye teşebbüs eden askerlerin neden müdahale etmediklerini ya da neden Akın Öztürk’ü derdest edip etmediklerini bilemiyorum.

Akın Öztürk bana ayrıca sayın Genelkurmay Başkanının, Genelkurmay 2. Başkanının da Akıncı’da bulunduğunu ve kendileriyle görüştüğünü ifade etti. Artık olayın sonuçlanmak üzere olduğunu, darbecilerin teslim olmayı planladıklarını söyledi.

Bir daha uğrayacağını söyleyerek ayrıldı. Saat 15:30 sıralarında tekrar geldi, 2.Başkan ile beraber olduğunu ve çıkabileceğimizi söyledi, dışarı çıktık, 2.Başkan ile görüştüm, ayrıca İstanbul’da beraber olduğum generallerin de Akıncı Üssü’ne getirildiğini duydum. ‘Onları bulmadan ayrılmayalım’ dedim ve Yuvam 2 adlı eski bir misafirhanede tutulduklarını elinde telsiz bulunan sivil kıyafetli bir askerden öğrendim, bizi bu asker Yuvam 2 adli misafirhaneye götürdü.

‘Makas ve bıçaklarla kelepçeleri ve bağları çözdük’

Misafirhaneye vardığımızda hiçbir güvenlik görevlisinin kalmadığını çoğunun teçhizatlarını bırakarak kaybolduğunu, odalara girdiğimizde ise her bir odada bir generalin ayağı bağlı, gözü kapalı, neredeyse kurbanlık koyun gibi beklemekte olduğunu gördük. Kısa sürede makas ve bıçaklarla kelepçeleri ve bağları çözdük.

Bu kelepçe ve bağları çözerken 2 Başkan Orgeneral Yaşar Güler ve burada bulunan 15 kişilik ekip yanımızda bulunuyordu, Akın Öztürk de bu kelepçeler çözülürken, yanımızda bulunuyordu.

Hakan Karakuş’u bu arada hiç görmedim, kendisiyle hiç görüşmedim, Akıncı Hava Üssü’nden Karargah Merkezi’ne geldikten sonra sırayla arkamdan Orgeneral Akın Öztürk de geldi.

Hava Karargah Merkezi’nde diğer derdest edilmiş generaller, Korgeneral Hasan Küçükakyüz, Korgeneral Mehmet Şanver, Korgeneral Fikret Erbilgin, Korgeneral Atilla Gülan, Tümgeneral Mehmet Özlü, Tuğgeneral Bahri Biber, Tuğgeneral Ahmet Biçer, Tümgeneral Haluk Şahar, Tümgeneral Fethi Alpay da vardı.

Yani Akın Öztürk bizim arkamızdan Hava Kuvvetleri Karargah Merkezi’ne geldi. Akın Öztürk Akıncı Üssü’nden firar eden diğer darbecilerle birlikte araziye doğru kaçmadı, bizim hemen arkamızdan Hava Kuvvetleri Karargah Merkezi’ne, tahminime göre Genelkurmay 2.Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’in arabasıyla geldi. Akşam saat 20:00 sıralarında karargahtan birlikte ayrıldık.

‘Yazgılı’nın gözaltına alındığını öğrendim’

Hava Kuvvetleri’nden 10 general Akıncılardaydı. Tahminime göre beş tane de karacı general vardı, 2.Başkan kendi makam arabasıyla, yanımda Mehmet Şanver ile beraber ben de kendim makam arabamla Akıncı’dan ayrıldık.

Diğer generaller de arka arkaya bizim arkamızdan bizi takip ettiler, Hava Kuvvetleri Karargahı’na geldiğimizde, Hava Kuvvetleri Harekat Merkezi’ni işgal eden iki Tuğgeneral bir Albay ve elindeki silahla cep telefonu toplayan tuğgeneralin ve benim özel sekreterim Binbaşı Gökhan’in da Merkez Komutanlığı tarafından gözaltına alınıp götürüldüğünü gördüm. Öğrendiğime göre Tümgeneral Cevat Yazgılı akşam görev verdiğimden itibaren karargahtaki güvenlik merkezinde güvenlik ekibi ile beraber durumu takip etmiş ve en sonunda bu Hava Kuvvetleri Harekat Merkezi’ni işgal edenlerin teslim olmasına da nezaret etmiş, buna rağmen Cevat Yazgılı’yı da tutuklamışlar.

Cevat Yazgılı, Albay Veysel Kavak’ın kendisini derdest edenlerden olması nedeniyle şikayetçi olduğunu ancak Merkez Komutanlığınca götürülmediğini bana söyledi, ben de kendisine şikayetin devam ediyorsa merkez komutanını ara dedim.

Cevat Yazgılı merkez komutanının aradıktan sonra oradan gelen Albayın elindeki listede Cevat Yazgılı’nın da isminin olması nedeniyle hem Veysel Kavak hem de Cevaz Yazgılı’nın gözaltına alındığını öğrendim.

Tüm bu olaylarda Eskişehir’de aldığımız tedbirin ne kadar etkili olduğunu öğrendim, zira sayın Başbakan ile Sayın Milli Savunma Bakanı’nın Eskişehir’deki Harekat Merkezi ile direk temas halinde Akıncı üssündeki faaliyetlerin bastırılması konusunda plan geliştirdiklerini ve Eskişehir 1.Ana Jet üs F-4 uçaklarıyla Akıncı 4.Ana Jet Üs pistlerini kapatmak için her bir pistte üç noktadan kesecek şekilde bombaladılar. Akıncı Üssü’nden uçuş faaliyetlerini kestiler, ayrıca meydanın, üç ayrı noktasına psikolojik baskı amacıyla da bombalama yaptılar, bunları yaparken herhangi bir personelin zaiyat olmamasına azami gayret gösterdiler.

Daha sonra Eskişehir’de faaliyetin ne kadar önemli olduğunu sayın Başbakan ve sayın Milli Savunma Bakanı orada bulunan Generallerin adını vererek sitayişle bahsettiler. Tüm bu olaylar olurken bana darp olmadı, hakaret ve tehdit gibi bir saygısızlıklarla karşılaşmadım, bu eylemleri yapan herkesten davacı ve şikayetçiyim.”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *