ABD – Türkiye ilişkilerinde kilitlenme, krizi daha da büyütebilir

Türkiye-ABD ilişkileri hiç iyiye gitmiyor. İki başkent arasındaki bakış farklılıkları her zaman olduğundan daha fazla. Ortak dil ve ‘koreografik uyum’ yerini yer yer öfke ve suçlama dolu bir üsluba, giderek büyüyen bir sıkıntıya bırakmış durumda.

En büyük kaygı, sıkıntının ciddi bir tıkanmaya ve ‘zararı katlayıcı krize’ dönüşmesi.

Washington‘da pek az kişi kısa sürede bir yumuşama bekliyor.

Büyükelçi Robert Ford’un Harvard Üniversitesi’nde Suriye ve Irak üzerine önceki gün yaptığı konuşmanın ve ardından aramızda geçen sohbetin en önemli kısmını böyle özetleyebilirim.

Robert Ford, ABD Dışişleri’nin en saygın diplomatlarından biri. Arapça ve Türkçe biliyor, en önde gelen Ortadoğu ve Kuzey Afrika uzmanları arasında yer alıyor. 2000’li yıllarda sırasıyla Bahreyn, Irak, Cezayir ve en son olarak da 2010-2014 yıllarında, ortalığın yangın yerine döndüğü süreçte, ABD’nin Şam büyükelçisiydi.

Ford’un uzun konuşması Irak ve Suriye’nin artık iç içe geçmiş olan sorunları üzerine ‘içeriden’, berrak analizlerle doluydu.

Şu noktaları da özellikle not ettim.

ABD’de anlaşılır bir isteksizlik var

* ‘Uçuşa kapalı bölge’ ve ‘tampon/güvenli bölge’ gibi fikirler bu süreçte uzunca bir süre gündemde değil. Irak’ta 1991-2003’te Irak, 1993-95’te Bosna ve en son olarak da 2011’deki Libya tecrübeleri hem etkinlik hem bölgesel koordinasyon hem de siyasi hedeflerin iyi belirlenememesi gibi sebeplerden ABD’de son derece anlaşılır bir isteksizlik var. Tampon bölge kurdum demekle iş bitmiyor. Sürdürebilirliği, korunması, zaman süresi, bölgesel katkı gibi konular, hele Suriye rejimi gibi bir karşı güç söz konusu iken, hafife alınamaz.

(‘Sizce IŞİD tamamen veya kısmen Esed rejiminin ürettiği bir yapı mıdır’ sorum üzerine): Hiç şüphe yok. IŞİD kısmen değil tamamen Esed rejiminin üretimidir. Dikkatle baktığınızda Suriye ordusu ile IŞİD arasında birkaç ufak hadise dışında bir çatışma hali görmüyorsunuz. Bu yapının köklerinin ne olduğunu biliyoruz. Şam’da son derece kurnaz bir yönetim var ama biz de aptal değiliz. (Ford’un anlatımından şu sonuç da çıkarılabilir: Mücadelede IŞİD’e verilen öncelik aynı zamanda Esed rejimi ile dolaylı savaş anlamına da geliyor.)

* Şu andaki en önemli öncelik ateşkesin sağlanmasıdır. Yıkım ve insan kaybı muazzam. Önemlidir, zira bu ayrıca bölgede dostlarımızı tehdit eden aşırı oluşumlarla mücadeleyi de kolaylaştırabilir. Ayrıca dostlarımıza büyük yük getiren mülteci krizini de bir an önce kontrol altına almamız lazım. O alanda yapılacak çok iş var.

İstihbaratımız ‘su geçirmez’ değil

* Kimse hayale kapılmasın, şunu büyük harflerle söyleyelim: Ne Irak’ta ne de Suriye’deki gelişmeleri ABD olarak kontrol edebiliyoruz. Cihadistlerin hareketleri konusunda istihbaratımız maalesef istikrarlı ve ‘su geçirmez’ değil. Tek yapabileceğimiz bölgedeki ılımlı unsurları, ta başından beri onur ve haysiyet mücadelesi veren Sünni-Şii tüm aşiretleri ve liderleri uzlaşmaya teşvik etmek.

Cenevre’deki görüşmelerin çökmesinden bu yana ABD’nin bir Suriye stratejisi var mı, emin değilim.

* Washington’da Esed’le işbirliği için lobi yapanlar var. Bu en büyük yanlışlık olur. IŞİD gibi oluşumlar daha büyük cazibe alanı haline gelir. Hizbullah devreye girer ki, işler iyice kontrolden çıkar.

Suriye Alevileri’nde Esed’den soğuma belirtileri var. Ekonomik sıkıntıları büyüyor.

* Güvenlik geçiş noktalarında durdurulan Suriyeliler’in genç olanlarının tek tek askerlik durumuna bakılıyor. Yapmamış olanlar, yaşı tutanlar hemen askere alınıyor. Bu, rejimde savaş kabiliyeti sıkıntılarının büyüdüğünü gösteriyor. Yeni bir gelişme ve çok önemli.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *