17-25 Aralık yolsuzluk dosyaları yargı önüne çıkacak

Zaman’dan Büşra Erdal’ı haber-analizi:

Yolsuzluk soruşturmalarında görev yapan polislerin gözaltına alınması, kapatılmaya çalışılan 17/25 Aralık dosyalarının mahkemeye taşınması anlamına geliyor. Çünkü, yolsuzluk soruşturmasına “darbe teşebbüsü” diyenlerin delil diye ileri süreceği belgeler, yolsuzluk dosyalarında yapılan işlemler olacak. Dolayısıyla takipsizlik kararı ile evraklar imha edilemeyecek.

 

17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarında görev alan İstanbul Mali Şube polislerine yönelik operasyon yapıldı. İstanbul mali şube eski müdürü Yakub Saygılı’nın da aralarında bulunduğu 33 kişi gözaltına alındı. 22 Temmuz 2014’ten beri gözaltına alınan polislerden sadece ikisi örgütle suçlanmış, diğer şüpheliler yasa dışı dinleme ve sahte belge suçlamasıyla savcı önüne çıkarılmıştı. Son gözaltına alınan polisler ise “darbe teşebbüsü” ile suçlanıyor. Sebep, 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmaları. Gerekçe, bu soruşturmalara dair verilen takipsizlik kararı.

 

Türkiye ve belki de dünya hukuk tarihi ilk kez bir yolsuzluk soruşturmasından “darbe teşebbüsü” çıkarıldığına şahit oluyor. Vikipedi isimli internet ansiklopedisi bile, 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarını yayınlarken benzer olayların yer aldığı dipnotunda ‘İSKİ skandalı’ ve ‘Kayıp Trilyon’ davasını gösteriyor. 12 Eylül ya da 28 Şubat darbelerini değil. İnternet ansiklopedisinin bile ciddiye almadığı “darbe teşebbüsü” suçlamasıyla açılan bu soruşturma, yolsuzluk soruşturması şüphelilerinin kendi kendilerini mahkemeye vermesi anlamına geliyor

 

Yolsuzluk soruşturmalarının “darbe teşebbüsü” olduğu bugüne kadar hükümet medyasında dile getirilen bir konuydu. Artık bu iddiaya soruşturma belgelerinde de yer verildi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın da şüphelisi olduğu 25 Aralık soruşturmasına ilişkin takipsizlik kararında yolsuzluk soruşturmalarının “hükümeti yıkmaya teşebbüs” amaçlı olduğu yazıldı. İşin ilginç yanı, 96 şüpheli hakkında verilen takipsizlik kararı 25 Temmuz 2014 tarihli olsa da, mali şube polislerinin gözaltına alındığı gün İstanbul Başsavcılığı’nca açıklandı

 

Bu takipsizlik kararı ile bir taşla üç kuş vurmak amaçlanıyor, yani; hem yolsuzluk iddialarının üstü kapatılıyor, hem polisler için suç oluşturuluyor hem de yolsuzluk delillerinin de imha edilmesi sağlanıyor.

Çünkü kanunda, takipsizlik kararı kesinleştikten 15 gün sonra dosyadaki delillerin imha edileceği yazıyor.

 

Netice olarak, 17 Aralık 2013’ten sonra uygulamaya konulan plan tıkır tıkır işliyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen yolsuzluk ve rüşvet soruşturmaları adım adım kapatılmaya

çalışılıyor. ‘Çalışılıyor’ diyoruz, çünkü bu kadar büyük iddiaların sadece bir takipsizlik kararı ile kapanmayacağı kesin. Polis ve savcıların görevlerinden alındığı, tutuklanan şüphelilerin salıverildiği soruşturma sürecinde, İstanbul Savcısı Ekrem Aydıner, Reza Zarrab ve bakan çocuklarının adının karıştığı iddianameyi yeniden yazacağını ta Ocak 2014’te açıklamıştı. Ama o iddianame bir türlü yazılmadı. Aydıner, geçtiğimiz mart ayında, 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasının daha basit ayağı olan Fatih Belediyesi’nin karıştığı yolsuzluk iddialarına ilişkin 21 kişi hakkında iddianame hazırladı. Ama asıl rüşvet ve yolsuzluk iddialarının merkezinde olan Zarrab ve bakan çocuklarının adı gündeme dahi gelmedi.

 

Bu soruşturma büyük bir sessizlikle uykuya yatırılmışken, 22 Temmuz 2014’te polislere yönelik operasyonlar başladı. Tabii bu arada başta Reza Zarrab olmak üzere yolsuzluk zanlılarını serbest bırakan hakimler özel “sulh ceza hakimi” yapılmış, yeni Türkiye’nin hakimleri olarak karar vermekle görevlendirilmişlerdi. Kanun değişiklikleri ve müdahalelerle yeni bir yargı sistemi dizayn edilmişti. Bu sırada hemen hepsi tekziple yalanlanan havuz medyası manşetlerini de sayarsak, polislere operasyonla birlikte rüşvet-yolsuzluk soruşturmalarına takipsizlik kararı verilmesi sürpriz olmadı.

 

Peki Bilal Erdoğan ile havuz sistemine dahil işadamlarının da olduğu 96 şüpheli hakkında takipsizlik kararı çıkması bu aşamada ne ifade ediyor? Bugün için soruşturmanın kapatıldığı, artık iddianame hazırlanarak dava açılmayacağı yasal bir gerçek. Bu takipsizlik kararına itiraz mümkün ancak savcıların soruşturmalara ilişkin verdiği takipsizlik kararlarına yapılan itirazları değerlendirecek merci sulh ceza hakimliği. Sulh ceza hakimliklerinin kurulma şekli ve hakimlerin de özel olarak seçilip görevlendirildiği düşünüldüğünde bugün için yürütme organı, bütün itiraz yollarını kapatmış görünüyor.

 

Ancak MASAK raporları ve ihbarlarla başlayan 17 Aralık soruşturması, Türkiye için bir dönüm noktası.

 

Operasyonları yürüten polis ekibinin başındaki Yakub Saygılı, yasama dokunulmazlığı olan kimsenin başbakan dahil dinlenmediğini, zaten Emniyet’te kriptolu telefonu dileyip çözecek teknoloji olmadığını söyledi. Saygılı’nın bu net açıklamaları ile Türk yargısının elindeki 504 sayfalık 1 adet polis fezlekesi, bakanlarla ilgili 309 sayfalık rapor ve 25 Aralık operasyonunu anlatan yaklaşık 1000 sayfalık polis fezlekesi ortadayken delilsiz, kaynaksız gazete manşetleri ile yolsuzluk soruşturmalarının “darbe teşebbüsüne” dönüştürülmesi hukuk devleti adına ibret verici bir durum. Yolsuzluk soruşturmalarına “darbe teşebbüsü” diyerek kapatmak tüm ceza kanunlarını ve dünya hukuk tarihini yeniden yazmak, suç ile suçlu tanımını baştan sona değiştirmek demek. Bu kadar delilin olduğu bir soruşturmada, Türk yargı organları olmasa bile uluslararası hukuk buna gereken cevabı verecektir.

 

Sonuç olarak, polislerin görevden alınması, savcıların sürülmesi ile üstü örtülen yolsuzluk ve rüşvet iddiaları şimdi yargı önüne çıkıyor. Şaka değil, 17-25 Aralık soruşturmalarında görev yapan polislerin gözaltına alınması aslında tam da buna aracılık ediyor.

 

Yolsuzluk soruşturmasına “darbe teşebbüsü” diyenlerin başta eski Mali Şube Müdürü Yakub Saygılı olmak üzere gözaltına alınan polisler hakkında ileri süreceği suçlamaların delili yolsuzluk dosyalarında yapılan işlemler olacak. Bu nedenle takipsizlik kararı ile dosyadaki evrakların imhası mümkün değil. Eğer onlar, darbe teşebbüsünün delili ise polislere yönelik fezlekede yer alması  gerekiyor. Aksi halde polisleri darbe teşebbüsü iddiasıyla mahkeme önüne çıkarmaları hukuken mümkün değil.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *