'Yenikapı Narkozu' ve kayyumlar eşliğinde 'Yeni Türkiye Faşizm Şöleni'

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 16 Temmuz sabah saatlerinden itibaren her derde deva, adeta ‘çaya çorbaya limon’, maymuncuk özelliklerine haiz bir FETÖ mitolojisi üzerinden düpedüz kandırdığı, efsunladığı AKP dışı kitleleri, onların kanaat önderlerini ancak belli bir süre akıl tutulması içinde denetim altına alabilecekti, ve bu sürenin artık dolduğu anlaşılıyor.

16 Temmuz’u izleyen günlerde ilan edilen Olağanüstü Hal’in zemininin hazırlanması ve başta CHP, Cemaat ve Kürt karşıtı, her türlü ‘iç düşman’ konseptini yutmaya her daim teşne olan kitlenin desteği için bu kollektif efsunlama gerekliydi.

Başarıya da ulaştı.

Hem de nasıl.

Bir yandan MHP’nin tabanı sindirildi, diğer yandan CHP’nin geleneksel asker hayranı tabanının, ‘vay canına FETÖ dağı taşı ele geçirmiş’ gazlaması üzerinden Ordu algılaması da deforme edildi, böylece seçmen tabanında yayılan deforme ‘milli irade’ algısı, AKP’nin devlete sırtını dayamış, bir tarafı iyice İttihatçı ‘gölge devlet’le ittifaka açılmış egemenliğini neredeyse mutlak kıldı.

‘Yenikapı Ruhu’, iyice alıklaşmış, 7 Haziran sonrası vurgun yemiş merkez muhalefetin kendine gelmesini engellemek için muazzam ustalıkla düenlenmiş bir tuzaktı. Erdoğan’dan demokrasiye, normalleşmeye dönük en ufak bir vaat gelmemesine rağmen bu zoka yutuldu, Kılıçdaroğlu’nun 12 maddelik deklarasyonu AKP erkanı tarafından müstehzi bir tavırla izlendi, kullanışlı hale getirildi.

‘FETÖ’ rüzgarına pek çok kanaat önderinin kapılması sanıldığı kadar zor da olmadı, çoğu sol ve Kemalist cenahta yazıp çizen arkadaşlarımızın hala ‘yahu tutuklu veya ihraç edilmiş 150 general de FETÖ’cü nasıl oluyor?’en baisitinden sormayı akıl edemez hale gelmesi de bunu açıkça gösteriyor zaten.

Siyaset ustası Erdoğan bu toplumun seküler elitinin büyük ksımınının ne kadar ürkek, aymaz ve idraktan yoksun olduğunu çoktan kavramış vaziyette. Oyununu rahatça bunun üzerine kuruyor ve her seferinde rahatça başarıya ulaşıyor. 15 Temmuz aslında neyin nasıl darbesiydi sorusu ilerde, belki yıllar sonra aydınlandığında, atı alanın çoktan Üsküdar’ı geçmiş olacağını en iyi Erdoğan biliyor.

Üsküdar geçildi bile.

Aslında Cumhurbaşkanı, kendisinin bizzat enjekte ettiği narkozdan seküler sağ ve sol elitin ve onları kısmen temsil eden merkez muhalafetin uyanması içn son birkaç haftadır elinden gelen yardımı yapıyor.

16 Temmuz sonrası başlatılan muazzam ‘temizlik’ elbette ki sadece – darbe teşebbüsünde kirli rolü büyük olan – Cemaat’i kapsayacaktı, ama Erdoğan’ın temsil ettiği ‘üst akıl’ elbette ‘Allah’ın lütfu’ bu fırsatı devleti tamamen AKP’nin hizmetine koşmak, İhvanlaştırmak, laik unsurlardan arıtmak – yani desekülarize etmek – için dibine kadar kullanmayı daha ilk andan itibaren planlamıştı.

Tuhaf olan, kitlesel ‘narkoz’un etkisinin bu kadar uzun zaman sonra ortadan kalkmasıdır. Yüzde 90’ı AKP emrindeki medyanın bundaki rolü yadsınamaz, ama elbette ki başta Cumhuriyet, birçok gerçek bağımsız medya kuruluşunun bu kirli ve ölümcül faşizm yürüyüşünü çoktan öngörmesi gerekirdi.

Şimdi jeton düşüyor. Bunun için çok değerli bir zamanın heba olmuşluğu da insanın içini fena ediyor. Onbinlerce kişi, ancak Hitler ve Stalin dönemlerinde yaşanan kapsamda, Nazizm dönemiyle özdeşleşmiş ‘kripto yahudi’ tarzı ‘krito FETÖ’, ‘kripto bölücü’ söylemleri eşliğinde aileleriyle sokakta sürünmeye, damgalı eşek olmaya mahkum edilirken; akademisyenler 12 Eylül dönemine has acımasızlıkla atılırken, Cemaat malları talan edilirken, Kürt öğretmenler paket halinde gönderilirken, ‘kurular-yaşlar’ söylemiyle ‘at izi – it izi’ muhabbetleri birbirine karışıyor ve evet, artık Üsküdar gerilerde kaldı.

Hakkını teslim edelim, Erdoğan ‘anlayın artık, anlamazsanız size yuh olsun’ anlamında, adım üstüne adım atıyor. NATO Genel Sekreteri, ardından AB’nin üst düzey temsilcileri, etekleri tutuşmuş halde ‘gelin bakalım bize bağlılık bildirin’ çağrılarına süklüm püklüm icabet ediyorlar, ve ertesi sabah, 117 tutuklu gazeteciye Ahmet ve Mehmet Altan ekleniyor.

Seküler sağ ve sol ‘herşey ama herşey bu alçak FETÖ yüzünden’ bestelerine koro elemanlığı yapadursun, yedeğine MHP’yi almış olan Erdoğan ve AKP Hükümeti ‘yahu anlayın artık’ dercesine, 28 belediyeye kayyum atayarak demokrasinin tabutuna son çivileri çakıyor, seçmen iradesine en ağır hakareti ederek. Ve hala, bu sağ ve sol seküler elitten akordu düzgün ortak bir ses çıkmıyor.

MHP ittifaktan memnun. Lideri Bahçeli rahat: ‘“Bu belediyelere karşı eğer bir terörle mücadele esas alınmışsa yapılan doğrudur. İsterse Milliyetçi Hareket Partisi belediyesi de olmuş olsa yapılan doğrudur.”

Bu arada, KHK rejimi ile, geri dönüşü giderek zorlaşan bir faşizm yürüyüşü hız kazanıyor.

Son 60 yılın hafızasından süzerek Tarhan Erdem yazıyor:

‘Anayasamızda, demokrasinin genel ilkelerine aykırı olsa da, ‘Merkezi idare,  mahalli idareler üzerinde …, kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde idari vesayet yetkisine sahiptir” hükmü bulunmakla birlikte, son çıkan kanun hükmünde kararnamelerdeki birçok hüküm gibi, hükümete ve İçişleri Bakanlığı’na belediyelere kayyum atanması yetkisi verilmesi de, Anayasa’ya aykırıdır. Hükümetin mahalli idareler üzerinde vesayet yetkisi bulunması, belediye başkan ve üyelerinin görevlerine son verme yetkisi vermez.

Halkın oyuyla seçilmiş bir kişinin tutanağı ve sonucunu ortadan kaldırmak anlamındaki “görevden uzaklaştırma hakkı” varsa, seçim tutanağını hükümsüz kılma hakkı var demektir.

Bu durumda neyi tartışıyoruz? “Milli irade” hükümetin kabulüne bağlıysa, “egemenlik milletindir” diye söylemek ve yazmanın anlamı kalmaz.

Bugün böyle bir yerdeyiz aslında!

Bu karar varken, kimse demokrasiden bahsetmesin!’

kayyum

Narkozdan çıkma belirtileri gösteren çoğu elit AKP aleyhtarlarına, HDP’li Osman Baydemir’in geçen ayki sözlerini de aktarayım ki, bu toplumun yüzde 18’ini oluşturan, HDP’ye 6 küsur milyon oy veren Kürtler kendilerine reva görülen bu katmerli zulüm karşısında ne düşünüyor, anlasınlar:

‘Ben size soruyorum: Egemenlik kayıtsız şartsız milletin midir? Yalan. Egemenlik kayıtsız şartsız milletin olsa, halkın yüzde 76’sının, yüzde 80’inin, yüzde 52’sinin, her neyse yüzde 55’inin oyuyla seçilmiş olan belediye başkanını İçişleri Bakanı nasıl görevden alabiliyor? O da yetmiyor, belediyenin mal varlığına valilik el koyabiliyor, bakanlık el koyabiliyor. Bu nedir Allah aşkına? Eğer biz bilmiyorsak kuliste gelin bize anlatın, bu nedir?

“Bizim algıladığımız ne biliyor musunuz? Bunun adı sömürge hukukudur, sömürge hukuku. Bir vali yetmiyor, bir diğer valiyi atıyorsunuz büyükşehir belediyesine. İlçe belediyesine bir başka kaymakamı atıyorsunuz; tabiri caizse bir başka şefi atıyorsunuz.

“Çok açık ve net, bu bir darbe hukukudur, bu bir sömürge hukukudur, bu aynı zamanda şiddete davettir. Yapmayın. Bugün bizim yapmamız gereken şiddeti tahrik etmek, teşvik etmek değil, şiddeti durdurmaktır.

“Belediyelere kayyum atamak, sömürge valisi atamak demektir. Bu çatı altında, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, Kürt halkına ‘Ey Kürtler, sizin yeriniz yoktur’ demektir. Kürtler ne yapacak o zaman, ben sorarım size. Ne yapacak? Ne yapmalı? Siz Kürt olsanız ne yaparsınız? Bunca işkence, bunca çabaya rağmen, bunca el uzatmaya rağmen ötekileştirme, dışlama.

Nedir bunun çaresi? Çok açık ve net söylüyorum: Bunun çaresi kavga değil; milliyetçilik, ırkçılık zırhından, zihniyetinden sıyrılmaktır; tarihten dersler çıkarmaktır.”

‘Yenikapı ruhu’, öyle mi?

‘Demokrasi şöleni’, öyle mi?

Ben yardımcı olayım öyleyse:

Ey ahali, Türkiye’ye saf faşizm monte ediliyor, farkında mısınız?

Ne zaman anlayacaksınız?

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *